31 Ocak 2012 Salı

TARİHTEN BAŞKA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

Konservatuarın ikinci yılındaydım. Çocuklara, özel müzik dersleri veriyordum. Cefi'nin annesi Malka, bana bir arkadaşının kızına da ders verip veremiyeceğimi sordu.  


Nişantaşı'nda tarihi bir apartmanın çatı katındaydım. Nükhet Hanım  ve kızı Alev kocaman bir gülümsemeyle karşıladılar beni. Koridorları dahi kitaplık olan  bu evin arka odasında, küçücük bir orgla derse başladık. 


Nükhet Hanım, dersin bitimine doğru, küçük bir gümüş tepsi içinde, kristal bir kadehte vişne suyu, ayıklanıp doğranmış, üzeri pudra şekerli ve kürdanlı çilekler getirmişti. Şaşkınlık içerisindeydim. Ben bir öğrenciydim ve harçlığımı çıkartmak için derse gitmekteydim. Böyle bir ikram kim, ben kimdim?


İşte bu tanışma gününün taçlandırıldığı ana geliyorum şimdi... Kitaplıkta; siyah, beyaz büyük bir fotoğraf.. Fotoğrafta 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu biriyle kucaklaşıyor sıkı sıkı... 


Alev'e dönüp soruyorum. Bu fotoğraftakiler kim? Annem ve dedem ABDİ İPEKÇİ  diyor. Nefesim sıkışıyor. Ben neredeyim, kimin evindeyim? Sakin ve tane tane konuşan, güler yüzlüyle şık ikramı  az önce yapan bayan, NÜKHET İPEKÇİ mi?


Şaşkınlık içindeydim. Babamın üniversitede gazetecilik okuması, bir kitapevimizin olması sebebiyle Abdi İpekçi adının,  büyüdüğüm evdeki anlamı çok farklıydı. Belki de o dönemde büyüyen tüm çocukların aileleri için de anlamı farklıydı...7 yaşımdaydım suikaste uğradı gün. Evimizdeki yas hala hatırımda.


2 yıla yakın, Sevgili Nükhet ve Alev'le geçirdiğim ders saatleri benim için hep çok özel....


Bugün  Abdi İpekçi'nin ölüm yıldönümü, dün Muammer Aksoy'un... 


Ben hala, "bu neden böyle" sorusuna cevap arıyorum..Ayıptır, günahtır diyeceğim çok şeylerin var olması bundardır...Burnumun direğinin, her an sızlaması bundandır...Boğazımdaki  yumru bundandır...Öfkem, marurluğum, düşünceli halim, bundandır...Ben de anneyim ya artık, endişem bundandır...








30 Ocak 2012 Pazartesi

FARK


Seninle benim aramda, saat farkı var.
Sende güneş doğarken, bende batıyor.
Sen geceyken, ben gündüz.
Sen karsan, ben yağmur.
ikimiz de toprağa düşüyoruz,
Ama, farklı bulutlardan.




26 Ocak 2012 Perşembe

DİŞİ AĞRIYAN BÜLBÜL


Bu parçayı, ilk olarak Paris filminde dinlemiştim. Kanser hastası olduğunu öğrenen genç bir balet'in, nefis Paris görüntüleri eşliğinde, hayatından bir kesit.

Erick Satie'i ile tanışmam  işte böyle oldu. Müzikte mizahın babasıdır Satie. Eserlerine koyduğu isimler "Armut Biçiminde Parça" veya, müziğine koyduğu anlatım biçimleri "Dişi Ağrıyan Bülbül gibi" mizahi yönü konusunda, fikir verebilir size.
Bugün yine  Onu dinlerken, kadınlar geldi nedense aklıma... Yeryüzünün türlü çeşit yerlerinde yaşayan, bin bir kadın...
Dişi ağrıyan bülbüle benzeyen kadınlar. Diyetisyenler ve modacıların televizyonlarda bahsettiği armut vücutlu kadınlar..... ( Kadınlara armut biçimi, elma biçimi deyip, onlara iyi bir şey mi diyorlar, yoksa hakaret mi ediyorlar anlamak mümkün değil? Gerçi meyve, yeryüzünün insana sunduğu en iyi şeylerden biri ama.....)

Kadının dünya, erkeğin ay olduğu düşünülürse kesin bu yakıştırmaları, hemcinslerini kıskanan kadınlar üretmişlerdir.....

25 Ocak 2012 Çarşamba

SİNEMANIN DOSTOYEVSKI'Sİ




Sinemaya adanmış bir hayat, bir film çalışması sırasında son buldu. Theo Angelopoulos.


 Theo Angelopoulos, dün akşam saatlerinde Pire-Drapetsona otoyolunda, Öteki Deniz-The Other Sea adlı yeni filminin çekimi sırasında, çarpan bir motosiklet yüzünden yaşama veda etti.  75 yaşındaydı.


Sanatsal sinemanın en önemli çağdaş temsilcilerindendi. Ona sinemanın Dostoyevski'i denilmekteydi.

Yaşadığı topraklar için kolay yutulamayacak bir lokmaydı yönetmen. Çünkü, entelektüel bireyin yaşama dair ızdırapları ve düş kırıklıkları işlemiştir sinemasında.


Çoğunu Eleni Karaindrou'nun müziklediği filmleri arasında şunlar sayılabilir: Kumpanya,36 GünleriAvcılarKitera'ya YolculukArıcı, Puslu Manzaralar Ulis'in Bakışı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Ağlayan Çayır,  Zamanın Tozu.


Benim çok sevdiğim bir yönetmen olan Angelopulos'un filmleri ,ya bir baştyapıt ya da kült filmdir. Filmlerinde  sonsuzluk anlatılır. Eleni Karaindru müzikleri ile de bu filmleri başka bir boyuta taşımaktadır.


Şu karelere bakın ve ne demek istediğimi anlayın lütfen....
 









  

24 Ocak 2012 Salı

KARAMSARLAR GÜNÜ


YOK YOK DAHA DA KÖTÜSÜ OLAMAZ DİYEN, KIRIK BİR PLAĞA DÖNÜŞTÜRÜYOR BU ÜLKE BENİ,



SENİ DE.



BU KIYIMLAR, SAVAŞLAR BİTSİN DEDİKÇE, SANKİ DAHA BETERİ OLACAK GİBİ. 



GÜVEN DUYGUMU KAYBEDİYORUM.


 
SEN DE KAYBEDİYORSUN. 



ETRAFIMA BAKIYORUM, HERKESTE BİR SERTLİK,BİR ÖFKE,BİR DAĞILMA.



HAFIZASINI KAYBEDENLER KULÜBÜ OLDUK.



GÜNDEM O KADAR HIZLI Kİ.


AMERİKALILAR, BİRŞEYİ İZLETMEK İÇİN, ONU AVRUPA SİNEMASI GİBİ YA ÇOK YAVAŞ, YA DA HIZLI BİR KURGUYLA ÇEKERLERMİŞ.  



BİZ, ÇOK HIZLI AKAN HAYATIMIZI, SEYRETMEYE DEVAM EDİYORUZ HALA,



YA DA BİRİLERİ BİZİ....

22 Ocak 2012 Pazar

BENCE 90'LAR


Madem herşey bu kadar iyi, neden herkes eskiye özlem duyuyor? Sen duymuyor musun? Sen, ya sen?


Her kimle konuşsam, genci yaşlısı hep eskiden dem vurup, şimdinin kötü olduğunu söylüyor. Tabi   şunda, bunda yenileşme işi kolaylaştırdı. Ama yine de eski de eski.


Biri diyor 80'ler şöyleydi, kimi diyor 90'lar böyleydi.


Bunun en iyi kanıtını, dün akşam Disko Kralında gördük. Sosyal medya yıkıldı. Aynı beğenileri olmayan kişiler bile, "Bence 90'lar" diye başlayan cümlelerini, "Aaaa evet, o da vardı" dediği şekilde bitirdi.


Bir ara ben,  Ah Canım Ahmet şarkısını söylerken, Okan Bayülgen'in de keyifle dans ettiği tv'nin karşısında, tepinmekteydim. Saatler 2 yi gösteriyordu o sıra.


"POZİTİF DÜŞÜNCE DE KAZANIR." Oh oh oh.....


O an içimden geçen düşünce şuydu:


Ayrı ayrı mekanlarda olsa da, herşeyi unutup böyle eğlenebilenler, toptan 90'lara ışınlansa keşke....


21 Ocak 2012 Cumartesi

DURUM


Tavşanın gözüne fener tutarsın 
Öyle bakar,  kilitlenir.
Saatler hep aynı
Gökyüzü hep bulanık
Aynı bu haldeyim...
Hep böyle miydim baştan beri?
Şaşkın ve lav edilmiş..