27 Aralık 2012 Perşembe

YİNE DE

Nereden bilebilirdi insanoğlu? Varlığının sonuçlarını.

Hepsinin de yanıtı aynıydı: Hiçbir yerden...

Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilmediği için...Çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi, büyük ihtimalle, durmak olurdu. Durmak ve durdurmak. Dehşet içinde. Hareket etme korkusundan kalbi durana kadar. Çünkü her hareketin nihai sonucu acıydı ve belki de, insanoğlu bunu bilse, hiç doğmazdı. Belki de daha kötüsü, bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi. Ne de olsa, insandı ve doğası gereği arsızdı. Doğmak için her şeyi yapardı. Gerekirse karnından çıktığı annesinin leşini doğumhanede bırakır, hatta dünyaya ikizine yapışık bile gelir, ama yine de doğardı...AZ (HG)

SENİ, ŞU DÜNYADAN GÖÇÜP GİTMEDEN ÖNCE TANIYIP OKUDUĞUM İÇİN ÇOK ŞANSLIYIM  DAHİCİĞİM. GÖZYAŞLARIMI BİR HİÇ UĞRUNA DÖKTÜRMEDİĞİN İÇİN TEŞEKKÜRLER...

20 Aralık 2012 Perşembe

EYYY SELİM


Ey Selim. Korkuyorum Ey Selim! Ne yazık ki bu gece bizimle gelemeyeceksin Ey Selim. Korkuyorum Ey Selim. Deniz çok büyük. Gittiğin yer nasıl bir yer Selim? Bizim gittiğimiz yer nasıl bir yer olacak? Ya orada dağlar, vadiler, polisler, askerler varsa asla geri çekilmeyiz. Şu anda denize bakıyorum ve bunun sonu yok. Gece annemi gördüm kapıda bekliyordu, üzgündü. Noel günüydü. Dağların tepesinde kar vardı ve çanlar çalıyordu. Keşke bize limanları anlatabilseydin. Marsilya, Napoli ve koca dünyayı. Ey Selim anlat bize, bu koca dünyayı anlat. Ey Selim anlat, anlat bize!


8 Aralık 2012 Cumartesi

DÜN, BUGÜN VE YARIN OLAN ÇOCUKLARA OLDU

ERDAL EREN ANISINA

Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
Bir yaz güneşi gibi eritir bu terkedişler
Bir an duruşu gibi ömrün bitişi gibi
Veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler.

Aman aman yandım amman
Acı yüzler kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda


6 Aralık 2012 Perşembe

MUTLAKA İZLEYİN....

Aşağıdaki videoyu izlemenizi ve yorum kutusuna yorum bırakmanızı rica ediyorum. Eleni Karaindrou'nun konserini izleyip kendisi ile tanışmanın beni niye bu kadar heyecanlandırdığını artık daha iyi anlıyorum. Bir kompozisyon ancak bu kadar iyi yorumlanırdı. Müziğin katma değeri bu işte. Keyfiniz bol olsun.


2 Aralık 2012 Pazar

BAHARI BEKLEYEN

Bir ürkek kuşum söğüt dalında
Açım da üstelik
Yağmur yağıyor ince ince
Bekliyorum Onun gelmesini
Beni ısıtıp, doyurmasını
Gagamı açtım öylece bekliyorum.

Ara sıra esen rüzgar korkutuyor beni
Kanadım da kırıldı ama
Sımsıkı sarılıyorum tutunduğum dala.
Hastalanınca Kim bakar Onun gibi bana?
Bir an önce gelse 
Ya da bir işaret verse
Rahat uyurdum bu gece.





4 Ağustos 2012 Cumartesi

SON Kİ ÜÇ DÖRT



Müzik hayattır.

Müzik sihirdir.

Müzik, kişiliği yaratır.

Müzik zeka gelişimine katkı yapar.

Müzik, düşüncenin kanadıdır.

Müzik dinleyenin yüzünde ışık bulursun.

Müzik, yatıştırıcı ilaçtır.

Müzik sevginin, sevgi hayatın kaynağıdır. 

Müzik, hayatımıza yön veren rüzgardır.

Müzik barıştırır.

Müzik sözün bittiği yerde başlar.

Müzik kavuşturur.

Müzik tarihi anlamayı kolaylaştırır.

Müzik fikirleri kitlelere ulaştırır.

AMA

Müzik ruhun gıdası olduğu için hem iyi yönde besleyen,hem de kötü yönde zehirleyen olabilir !

 BU AÇIDAN DİNLENİLEN MÜZİKLERDE SEÇİCİ OLMAK ÇOK ÖNEMLİDİR...  

1 Ağustos 2012 Çarşamba

ELENİ İÇİN YENİDEN

Tekrar merhaba,
Yaz ile birlikte ara verdiğim yazılarım, aşağıda gördüğüm haberi sizlerle paylaşma isteğiyle kaldığı yerden devam ediyorum. 

Bu haberin beni ne kadar heyecanlandırdığını bilemezsiniz. İstisnasız her eserini defalarca dinlediğim besteciyi canlı dinleyebileceğim fikri bile güzel. Aranızda Eleni Karaindrou'nun müziğini hiç dinlemeyen varsa elini çabuk tutsun lütfen. Üstelik Olağandışı yönetmen Angelopoulos ( Bknz.Blog Arşiv: Sinemanın Dostoyevski'si ) filmleri ile taçlandırsanız iyi edersiniz. Haberin sonunda bir iki eserini paylaşıyorum, böylece iyi bir başlangıç yapıp şimdiye kadar neler kaçırdığını görebilirsiniz...(Sonuncu videoyu epey tanıyan çıkacaktır. )




Akbank Caz Festivalinin bir diğer konuğu, günümüzün en önemli film ve tiyatro müziği bestecilerinden biri olan Yunan piyanist & besteci Eleni Karaindrou olacak. Her biri ayrı bir başyapıt olarak değerlendirilen “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Ağlayan Çayır” gibi Theo Angelopoulos filmleri için bestelediği müziklerle dünya çapında bir hayran kitlesine sahip olan Eleni Karaindrou, bugüne kadar kaydettiği 20 civarında albüm ile önemli satış başarılarına da imza attı. Akdeniz ve Balkanlar'ın yerel enstrümanları ile klasik batı müziği enstrümanlarını birlikte kullanarak kendine has müzikal renkler yaratmayı başaran Eleni Karaindrou, Türkiye'de en çok sevilen yabancı sanatçı arasında yer alıyor.
Ender Sakpınar yönetiminde 31 kişilik orkestra eşliğinde 7 Ekim Pazar günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilecek Eleni Karaindrou konseri, 24 Ocak'ta vefat eden yönetmen Theo Angelopoulos'un anısına düzenlenecek. “Ulis'in Bakışı”, “Ağlayan Çayır”, “Leyleğin Geciken Adımı”, “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Puslu Manzaralar”, “Kitera'ya Yolculuk” gibi filmlerin müziklerinden oluşan bir performans sunacak olan Eleni Karaindrou, festival tarihindeki unutulmaz konserlerden birine imza atacak.  (Hürriyet Sanat)


19 Haziran 2012 Salı

İSYANIM VARRR




1 ya  da 2 yıl önce de böyle bir yazı yazdığımı hatırlıyorum... Değişen bir şey yok...


Bir dakika olur mu yaaa değişen çok şey var .. Mesela ileri demokrasi,ileri hukuk, ileri anayasa, büyüyen mantar binalar, döviz ve altın piyasasında küçük insanları yiyip büyüyen aktörler, globalleşme yapıyoruz diyerek binlerce işsiz ordusu yaratan şirketler, sırf para için sağlıksız gıdaları insanlara dayatan şirketler, ihalesine ihale katanlar, yanan ormanlar, yanan cezaevleri, çocukları ana-babalarına hasret bırakan tutukluluk süreleri, Süper projelerimiz var deyip bir köprü tadilatında bile insanları madur eden belediyeler, sırf  tüketen insanlar, sağlık reformu diye halkına doktorunu dövdürttenler, bireysel olarak hangi aksesuarım veya ayakkabım elbiseme uyar diyenler, hangi erkeği veya kadını tavlasam diyenler, o beni sevdi bu beni sevmedi acaba niye sevmedi, az mı sevdi çok mu sevdi diyenler, bu sene tatile nereye gitsem diyenler, çocuğunu yıllık 25-30 bin tl ye acaba hangi okula göndersem diyenler, o beni kıskandı bu bana acaba ne ima etti diyenler, birbirinin kuyusunu kazanlar, hep ben iyiyim başkaları kötü diyenler, akşam izlediği dizideki kızın gerçek hayatta kocası kim diyenler, orasını burasını botokslayanlar,dizilerde dayatılan hayatları gerçekmiş gibi hayatına adapte edenler, sanata değer vermeyenler,  saatlerce tv veya bilgisayar başından kalkmayanlar, aile kavramını yitirip modernleşme adına çocuklarına ahlaksızlık dayatanlar, trafiğe çıkan araç sayısında artışlar, büyüyen borçlar, borç yüzünden satılan servetler, boşanma oranlarındaki artışlar, yitirilen topraklar, milli zenginlikler, madenler, sürekli değişen eğitim ve sınav sistemleri, yani bizler hepimiz...


Tabii ki iyi şeyler de oluyordur, fakat bunlar aşağıda resmini paylaştığım güler yüzlü genç askerimizin ailesinin acısını dindirebilir mi? 


İşte bu yüzden şükretmeliyiz, işte bu yüzden kıymet bilmeliyiz, işte bu yüzden sırf kendi çıkarlarımız doğrultusunda kimseye kötülük yapmamalıyız, gereken kadarıyla yetinmeliyiz, çalışıp üretmeliyiz...


 Artık şapkalarımızı önümüze koymamızın zamanı gelmedi mi? 



Bu Trabzon'lu kardeşimizin adı Ali Yasin Erosmanoğlu, O ve diğer Şehitlerimiz ışıklar içinde yatsın, hepsine minnettarız....




16 Haziran 2012 Cumartesi

BABALARIMA


Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var :
Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar...

Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım...

Nazım Hikmet RAN

Hayatımdaki babalara gitsin bu şiir...


Canım ciğerim Babam, Turhan Karaali'ye...



Ailemizin Babası, Dedem Hakim Ömer Lütfi Karaali'ye...



Sevgili karizmatik Amcam Orhan Karaali'ye...



Rakı kadehimi ilk onunla kaldırdığım muhteşem insan Dayıcığım Dr.Haşim Örnek'e...




Kayınpederim, Erol Günay'a...




Kızımın Babası, Murat Günay'a...



 Abilerim Engin Balcı ve Alptekin Nazifoğlu'na...



Eniştelerim Ali Devrim ve Oğuz Aydın'a...



 Ailemizin gelecek babaları onlar artık...İlker Nazifoğlu, Bertan Aydın,Ömer Nazifoğlu'na...





Ülkemizin Babası Mustafa Kemal Atatürk'e...




BU KADAR DEĞERLİ BABAYA SAHİP OLMAK KIZIMA BIRAKACAĞIM EN MÜTHİŞ MİRAS OLSA GEREK...









15 Haziran 2012 Cuma

HENÜZ DEĞİL



Soramadım.
Aklımı sımsıkı kapadım.
 Saçlarımı savurup uçmak vardı. 
Soramadım.
Tek şahidim rüzgardı oysa.
Yapamadım.
İstedim mi, onu bile bilemedim?
Pitikareli bir elbise vardı üzerimde
Adım attım ve düştüm.
Elimdeki bebeği çekiştirdi bir yosma.
Gerçek miydi, rüyamı  bilemedim?
Yapmayı istedim.
Daha zamanı var dedim,
Yapamadım...




8 Haziran 2012 Cuma

ASLINDA

ASLINDA BEN YOKUM...
VAR SANANLAR CİDDİYE ALIYOR
SORU SORUYOR
KISKANIYOR, KIZIYOR
SEVİYOR, SEVMİYOR
YALAN SÖYLÜYOR
KANDIRDIĞINI SANIYOR



ASLINDA BEN YOKUM...
VAR SANANLAR BENİMLE KONUŞUYOR
BENİMLE GÜLÜYOR, AĞLIYOR
YARDIM EDİYOR, YARDIM BEKLİYOR



VARSIN ÖYLE OLSUN
VAR OLMAYAN DÜNYADA
YOK OLMAMAK İÇİN
BENİ VAR SANSINLAR...





30 Mayıs 2012 Çarşamba

SİZ HİÇ SESSİZ KALDINIZ MI?

Duygularım vardı, düşlerim vardı
Sözcüklerim vardı.
Kendimi yokladım,
Aklımı topladım.
Sözcük biriktirdim yıllarca
Yıllar uzun ve kahırlıydılar.
Duygularımın izdüşümüne dokundum
Parmak uçlarımla.
Sözcük torbamın ağzını açtım
Düşlerimin kanatlarından uçuverdiler.
Şiir olur dönerler diye bekledim
Dolandım durdum.
Sonra sen geldin sonbaharda
Bir gece yarısı
Baştan aşağı şiir kokuyordun... ENVER KARAGÖZ

CAN DÜNDAR-SES
Siz hiç sessiz kaldınız mı? Kalan birinden bahsedeceğim bugün: Enver Karagöz, Artvin'de öğretmendi. TÖB-DER'liydi. Eşiyle birlikte eğitimci olarak çalışmış, bütün ilerici eylemlerde ön safta yer almıştı. Sesi gürdü, edebiyata sevdalıydı. Mitinglerde ilk o söz alır, heyecanla şiirler okur, kitleleri dalgalandırırdı.

12 Eylül'de 650 bin kişiyle birlikte o da eşiyle birlikte gözaltına alındı. Gözetim yerine dönüştürülen Öğretmen Okulu'na götürüldü. Orada ağır işkenceden geçirildi. Kendinden geçip bayıldı. Sonra ansızın boğazında büyük bir acıyla uyandı.

İşkencecileri, kaşığın sapıyla ağzını aralamış ve boğazından aşağı kaynar su boşaltmıştı. Artık sesi yoktu.

***

Bu vahşette, bütün bir toplumun zorbalıkla suskunlaştırılmasının temsilini görüyorum ben... Karagöz'ün anılarını belgeleyen İnsan Hakları Vakfı danışmanı Ülkü Özen hatırlattı: Karagöz'ün işkencecileri ile Victor Jara'nınkiler ne kadar da birbirine benziyor. Victor Jara Şililiydi. O da üniversitede öğretmendi. Aynı zamanda gitar çalıyordu. Ülkenin muhalif sesi olarak bilinen, bizim kuşağın efsane grubu İnti-İlimani'nin sanat danışmanıydı. Victor Jara, 1973'ün 11 Eylül sabahı üniversitede bir konsere giderken, elinde gitarıyla gözaltına alındı.

Askerler darbeyle yönetime el koymuştu. Jara da, silah zoruyla evlerinden alınıp başkent Santiago'daki stadyuma toplananların arasına kondu. Beklerken, gitarını çıkarıp "Venseremos"u ("Kazanacağız") çalmaya başladı. Şili sosyalistlerinin dillere destan marşıydı bu...

Az sonra sesler çoğaldı ve marş, stadyuma doldurulan 5 bin kişilik tutuklular korosu tarafından haykırarak söylenmeye başlandı. Askerler "kışkırtıcı"yı bulmakta gecikmedi. Jara götürülüp dövüldü. Özellikle gitar çalan ellerini dipçikliyorlardı. Yetmeyince parmaklarını kırdılar. Buna rağmen ıslıkla marşı söylemeye devam eden Jara, ancak dili ve bilekleri kesilerek susturulabildi.

Ardından da kurşuna dizildi. Geride kalan "sessizlik"te, Şili'de 35 bin muhalif öldürülecekti.

***

Gelelim bugüne:

Jara'nın grubu İnti-İlimani, müzikle muhalefetine sürgünde devam etti. Jara'nın anısını yaşatmayı sürdürdüler. Ve önceki yıl 11 Eylül'de, Şili darbesinin 30. yıldönümünde, Victor Jara'nın öldürüldüğü stadyuma onun adı verildi.

Şili halkı orada hâlâ "Kazanacağız" marşını söylüyor.

Enver Karagöz mü?

Gırtlak kanseri oldu.

Yıllarca siyasi mülteci olarak yurtdışında yaşadı. Şimdi Almanya'da...

Zor konuşuyor, ama yazılarıyla "ses vermeye" devam ediyor. 12 Eylül darbesinin 30. yıldönümünde Artvin Öğretmen Okulu "Enver Karagöz" adını alacak mı?

Bilmiyorum.

Neden mi?

25 yıl önce bizim stadyumun çevresindeki alkış sesi, "Kazanacağız" marşını ve sesi kesilenlerin haykırışını bastırdığındandır belki... O zamandan beri şiirsiz ve sessiziz.

Can Dündar (Bu yazı 13 Eylül 2005 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayınlandı)

"Kişi noksanını bilmek kadar irfan olamaz" ENVER KARAGÖZ


Maalesef bu yazının yayınlanmasından 2 yıl kadar sonra 29 Mart 2007 de hayatını kaybetmiştir Enver Karagöz. Ben ilk Metris Türküsünü dinlediğimde kendisi ile ilgili bilgi edinme fırsatım olmuştu. Türküyü ilk Ali Asker'in sesinden dinlemiştim. Kendisi ile ilgili yazıları gözyaşlarıma hakim olamadan okumuştum. Hele de eşinin Facebook profilinde ( Işılay Karagöz ) kızı  Ceren ve oğlu Cemre'nin fotoğraflarını görünce mutlaka yazmak istedim. Aslında yazımı ölüm yıl dönümü olan Nisan başına denk getirmeyi planlamıştım. Fakat canım annemin rahatsızlığı konusundaki duygusal yoğunluğum sebebiyle ertelemek zorunda kaldım. Bu yazıyı yazarken ve Leman Sam'ın aşağıda paylaştığım videosunu dinlerken yine gözyaşlarıma engel olamıyorum.

Ben diyorum ki güç için bunca kıyım,ve acıya değer miydi?

Ve yine J.P.Satre'nin ayet kadar önemsediğim bir sözünü tekrarlıyorum.

CEHENNEM BAŞKALARIDIR.....


24 Mayıs 2012 Perşembe

KANDİL



İşe gittim, eve geldim, mis gibi helva kavurdum, komşulara dağıttım, kimsenin kimseye nefret kusan düşüncelerinin olmadığı, nice güzel Kandiller olsun diledim...Herkes kendi derdini bilir. Kızım hasta, annem hasta, ben hasta.. Ama olsun bu da geçer dedim. Bir damla suya muhtaç değiliz ya çok şükür.. Sabredelim ki güzele ulaşalım...


İyi düşünmeli, çünkü bugün Regaip Kandili.. Bu büyük günde sen iyi düşün ki sana da iyilik dönsün değil mi? 



23 Mayıs 2012 Çarşamba

WRITE FOR LIVING



MUTLU MUYUM BİLMİYORUM?
BELKİ BAZEN...


YAŞIYOR MUYUM?
BİLMİYORUM HENÜZ..


CANLI KALMAK İÇİN YAZIYORUM..
YAŞAYAN HER ŞEY CANLI DEĞİL ÇÜNKÜ..


O ZAMAN CANLI OLDUĞUMU 
BÜTÜN DÜNYAYA İSPAT İÇİN... 


YAZIYORUM...
ÖYLEYSE YAŞIYORUM... 

14 Mayıs 2012 Pazartesi

PARA PARA PARA

İnsan bedeninden ve aklından başka hiçbir şeye sahip olamaz. Bunun böyle olmadığına inanan bir dünyada yaşıyoruz ne yazık ki. Oysa ki dünya düzeneği "Ben" arayışına saygı duymuyor, hatta böylesi bir arayış içinde olanları cezalandırmak için sürekli çaba içinde.. "Ben" i arayanlara acı çektirmek en birinci vazifesi.


Daha önce de burada hatırlattığım gibi "Asr "suresinden bahsedeceğim yine. Bu ayet kutsal kitabın özeti niteliğinde bana göre. Ayette; Allah zaman üzerine yemin ederek, insanların büyük zarar ve yanılgı içinde olduklarını ve aslında yapmaları gerekenin  özetle; 1.İnanmak. 2.Kendilerine hayırlı bir iş. 3.Doğrudan yana olmak ve hak yememek. 4.Sabırlı ve kararlı olmak olduğunu söylüyor. Bunların dışındaki bütün dünyevi nimetler ve uğraşlar boşuna.. 


Başta da söylediğim gibi insan aklına ve bedenine sahip çıkmalı tüm yaşamı boyunca. Bunlara sahip çıkmak için çok çaba sarfetmeli. Akıl ve beden sağlığın elden giderse, her şeyin olmuş boş. Dünya düzeni insanı yıkmaya çalışsa bile paranın esiri olmamalı. Dünya üzerinde hangi kişi bir çöpünü bile alarak toprağa kavuştu? İstediğin kadar paran olsun, bir dakika içinde hepsini kaybedersen geriye neyin kalıyor buna bak. Tabii ki çok önemli bir meta. Fakat yaşamını sürdürürken aracın olmalı sadece. Eğer seni ele geçirip kul ederse bittiğinin resmidir.....

7 Mayıs 2012 Pazartesi

AĞLAYAN ÇAYIR

Gardiyan…
Hiç suyum yok…
Hiç sabunum yok…
Hiç kağıdım yok ki çocuklarıma yazayım…
Üniformalar değişti…
Gri giyiyorsun, gardiyan…
Gardiyan, siyah giyiyorsun.
Adım Eleni.
Bir devrimciye yataklıktan buradayım.
Şimdi nereye götürüyorsunuz beni?
Gardiyan…
Hiç suyum yok…
Hiç sabunum yok…
Çocuklarıma yazacak kağıdım yok…
Üniformalar değişti…
Almanlar yeşil giyer…
Sen Alman mısın gardiyan?
Adım Eleni.
Bir devrimciye yataklıktan buradayım.
Şimdi nereye götürüyorsunuz beni?
Aralık 1944′de ben de oradaydım,
insanların kurtuluşu kutladıkları o meydanda.
Şimdi nereye götürüyorsunuz beni?
Üniformalar değişti.
Sen İngiliz misin gardiyan?
Kaç para mermi?
Ya kan ne kadar?
Bütün üniformalar aynı gardiyan…
Gardiyan…
Hiç suyum yok…
Hiç sabunum yok…
Çocuklarıma yazacak kağıdım yok…
Şimdi nereye götürüyorsunuz beni?
Adım Eleni.
Yaralı bir gerillayı sakladığım için buradayım…
Gardiyan…
Sürgündeyim…
Mülteciyim ve her yerden sürüldüm.
Rıhtımda ağlayan üç yaşında bir kız…
Hiç suyum yok…
Hiç sabunum yok…
Çocuklarıma yazacak kağıdım yok…

Theo Angelopoulos




29 Nisan 2012 Pazar

AÇLIK


Açlık bilgisi bir kez öğrenildi mi asla unutulmaz...

Ece Temelkuran' a anneannesi şöyle der:" O kadar açtık ki bir gece önce yenmiş balıkların kemiklerini sefer tasına koyup okula getirirdim. Sonra kimsenin görmeyeceği bir köşeye çekilir kemiklerin üzerinde kalan etleri didiklerdim. O yüzden hiçbir zaman yemek kötü demeyeceksin."

Açlık ve acı Anadolu'dan yolu geçen herkesin birleştiği bir kavşaktır çoğu zaman. Bu topraklarda yaşamış dedelerimizin, ninelerimizin açlık ve acı konusunda derin ve öğretici birçok hikayesi vardır.

Zaman bu gibi açlık hikayelerinin yerini, türlü türlü hazımsızlık çeken bireylerin yaşadığı hikayelere mi bıraktı?.... Varlık içinde çekilen yoksunluklar acıyı hep taze tuttu. Acı her daim var...Açlık ise şüpheli...

20'li yaşlarımda okuduğum AÇLIK kitabı ( Knut Hamsun ) beni yemeden içmeden kesecek kadar etkilemişti. Acaba kızıma yaşı geldiğinde okutursam aynı duyguları taşır mı? Hiç sanmıyorum. Yeni neslin anladığı şu olacaktır. "Açlık ,doyumsuzluk sonucu hep bir diğerine ve sonrakine duyulan mide gurultusu..."

Asla ninelerimizin, dedelerimizin yaşadığı sahici mide gurultusu değil artık hissedilecek olan. Üretimin 100 katı tüketen toplum, kafasının içindeki gurultuyu  bir somon ekmekle bastıramayacaktır artık....

26 Nisan 2012 Perşembe

TUTUNMAK


Dünya çok hızlı dönüyor ve biz üzerinden düşmemek için birbirimize, bizi birbirimize bağlayan hikayelere tutunmak zorundayız.Ya da belki de dünya başından beri olduğu yerde, hiç ileri gitmiyor. Başından beri bir hikaye var sürüp giden, biz doğdukça ona ekleniyoruz ve biz öldükçe yerimize yenileri geliyor sadece, yeni yüzler. Kaybolmak, o hikayeden, dünyadan düşmek anlamına geliyor hala. Yalnız kalmak ölümden beter olmalı insan için. Çünkü ölümle dolu hikayelerin bir parçası olmayı kabul ediyorsun yalnızlık olunca işin sonunda. Bir parçası olmazsan bütünün, kaybolacağını sanıyorsun. Ormanda yalnız kalınca yok olacağını bilen iki insan gibi. O kadar güçlü ki bu ihtiyaç, sana anlatılan ve parçası olduğun hikayenin belki de öyle olmayabileceğini söyleyeni bile öldürmek istiyorsun. Tanıdığın herkes, sen, bütün hikaye dünya üzerinden düşecek diye korkuyla, öldürebiliyorsun bile.

Dünya belki hiç de dönmüyor. Ya da belki de fazla hızlı...

İnsan sadece ötekini değil, kendisini de anlıyor bir kere yola çıkınca...( Sen çok yaşa E.T.)

SENİN DOĞDUĞUN GÜN MÜ 24 NİSAN, YOKSA ÖLDÜĞÜN... YA DA ÖLÜP YENİDEN DOĞDUĞUN GÜN... BUNU HİÇ KİMSE  BİLEMEYECEK ARTIK HERANUŞ...

Bu sana.....
http://vimeo.com/26890275

18 Nisan 2012 Çarşamba

EFLATUN SAATİ



Yaralarıma madalya demekten vazgeçtim az önce.
Onları madalya sananlara acıyorum bu yüzden.


Ne bağırmayı ne de susmayı bir marifet saymıyorum artık.

Bir masal zaman içinde kaybolan geçmişim,
Geçmiş zaman hikayeleri ile taçlanacak bugün.

Bir eflatun saati sonrası anlaşılacak tüm gerçekler.
İşte o zaman madalyalı meczuplar,
Çil yavrusu gibi dağılacaklar...

16 Nisan 2012 Pazartesi

KUDURMAK

Göğsümde gözlerinin sapladığı bir bıçak, 
Beynimde hayaliyle alevlenen bir ocak... 
İçerim bu haldeyken herkes garip bulacak: 
Başımı sükunetle taşlara vurduğumu...

Bu sükut çiğnenen bir muhabbetin yasıdır.
Bu sükut bir kömürün içerden yanmasıdır.
Bu sükut beynimdeki cinnetin potasıdır;
Görüp aldanmayınız sessizce durduğumu...

Ben de nihayet bütün bağları kıracağım;
Onu ıssız dağlara alıp kaçıracağım,
Etini bir canavar gibi ısıracağım
Ve, herkes seyredecek nasıl kudurduğumu.

SABAHATTİN ALİ 

10 Nisan 2012 Salı

Acıyı Kim Çeker?


Ölüm uyumak ve uyanmayı unutmak mıdır?

Bugünlerde ölümün ve ölenin üzerine düşüncelerimi yoklarken bu basit sonuca ulaştım. Bir çocuk olsam da, bir yetişken olsam da ölümü uyanmayı unutmak olarak algılamak, bana en kolayı gibi geldi. Her gün bir dizi ölüm haberi alıyoruz. Genç, yaşlı her ne olursa olsun ölene üzülmek bir insani duygudur.

Ölene mi acımalı, yoksa kalanlarına mı?

İşte bu ayrımda sanırım ben kalanlara üzülmeyi  seçeceğim. Ölenin ne hissettiği ile ilgili bilinmez bir durum varken ortada, herkes gidenin arkasından o şimdi mutlu, daha mutlu gibi sonuçlara varırken böyle düşünmek en kolayı. Bilinmezle ilgili herkes kendi kolayını seçiyor da ondan. Avuntu benim ki, senin ki...Giden hep daha mutlu olacak.. Bu böyle ise, gitmeye neden can atılmaz diyesim geliyor ama, neyse...

Kalanlar yoksunluğunun başladığı gün yeni bir duygu kapısını aralar yüreğinde. Daha önce başına gelmemişse  buna alışmak her yeni şeye alışmak gibi zordur. Daha yapacak ve yaşayacak gününün olmaması ölen için üzülmemize sebep. Fakat kayba uğrayan kişinin sonrasında ki çaresizliği daha üzüntülü bence...

Aslı Kerem'ine, Leyla Mecnun'nuna, yavru annesine, anne babasına, Meral Yaman'ına kavuşacaksa, geride kalanın özlemine bir çare midir bu??

2 Nisan 2012 Pazartesi

Yaşamadan Anlaşılmaz

Bir gün Napolyon düşman askerlerinden kaçarken, bir bakkal dükkânına girmiş. 
Bakkala hemen kendisini saklamasını emretmiş. Bakkal da Napolyon'u müsait 
bir yere saklayıp, biraz sonra gelen düşmanları da 'Az evvel biri koşarak şu 
tarafa kaçtı.' diye savuşturmuş. Nihayet biraz sonra Napolyon'un muhafızları 
yetişmişler. Bakkal ömründe bir daha karşılaşamayacağı Napolyon'a sormuş: 
'Efendim, af buyurun ama merak ettim, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu?' Napolyon birden öfkelenmiş. 'Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçercesine konuşabiliyorsun?' diye bağırmış. Hemen askerlerine, adamcağızı kurşuna dizmelerini emretmiş.


Askerler bakkalın gözünü bağlayıp, karşısına dizilmişler. Mermiler namlulara sürülmüş, artık 'ateş' emri verilecek... Adamcağız içinden 'Ah, ne yaptın sen? Şimdi ölüp gideceksin diye düşünürken, arkadan bir çift el uzanmış, gözündeki bağı açmış. Karşısında Napolyon varmış. Tek cümleyle cevaplamış Napolyon: 'İşte böyle bir duygu!' Yaşayarak öğrenmek, bedeli en yüksek öğrenme biçimidir.

1 Nisan 2012 Pazar

İYİ İNSAN


İYİ İNSANA BİRKAÇ SORU
Anladık iyisin, amenna
Ama söyle ne halta yarıyor iyiliğin? 
Diyorlar ki seni kimse satın alamaz!
Ona bakarsan eğer 
Eve düşen yıldırım da satın alınmaz. 
Anladık dediğin dedik, 
Ama dediğin ne? 
Doğrusun, saklamazsın düşündüğünü, 
Ama düşündüğün ne? 
Yüreklisin, 
Kime karşı? 
Akıllısın, 
Yararı kime? 
Gözetmezsin hiç kendi şahsi çıkarlarını, 
Peki gözettiğin kimin çıkarı? 
Dostluğuna diyecek yok diyelim, 
Ama dostum diye sarıldıkların kimler? 
BERTOLT BRECHT

31 Mart 2012 Cumartesi

Sanatçı Gücü Diye Bir Şey Var

Dönüştürebilme kudreti, herkese nasip olmayan bir durumdur kuşkusuz. Bir durumdan, bir duygudan yeni bir şey oluşturmak. Bir gerçeği alıp, bir sanata dönüştürebilmek şahanedir. Tam da bu yüzden sanatçılar bana göre toplumun her katmanından daha farklı bir yerdedirler. Kendinin veya bir başkasının başına gelmiş bir olaydan etkilenip, şiir yazmak, resim yapmak, roman yazmak, veya film çekmek...Ya da hiç yaşanmamış veya yaşanmıyacak kadar gerçekdışı bir olayı kurgulayıp yeni bir şey oluşturmak.

 Dünya tarihinin en önemli tanıklarıdır sanatçılar. Yaşadıkları dönemin izlerini taşırlar eserlerinde. Zamanlamaları gereği, ürettikleri eserlerle kitleleri ve ünü yakalayabilirler.

Kişisel veya kollektif çalışmalar sonucunda ortaya çıkan eserlerin mutlaka buluşacağı bir kesim veya dönem vardır.

Sanatçıların arkasında son kullanma tarihi yoktur. Yıllar öncesinden günümüze gelen eserlerin ilk yaratıldığı dönemdeki gibi  veya daha fazla ilgi görmesinin ispatıdır bu. Kimi zaman sanatçının ölümünden çok sonraları kıymetlenir eserleri. Bu yüzden, dahi seviyesindeki pek çok sanatçı yaşamlarını sıkıntı ve sefalet içinde geçirmişlerdir...

Toplumların dinamosunda büyük önem arz eden sanatçıların, bizim ülkemizde toplum meselelerinde  neden 2 gram laf etmediklerini anlamak mümkün değil... Diyeceksiniz ki buna mecburlar mı? Tabi ki değiller. Fakat bu gidişle hangi kitleye hangi sanatı sunabileceklerini düşünmelerinin zamanı geldi de geçiyor. Para, şöhret  bir yere kadar....

29 Mart 2012 Perşembe

GÜZEL KOKMAK


MARİFET
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali 
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU


Marifet; kendince en iyisini başarmak , en olmazını ve  en olurunu. 


Senin marifet sandığın bir diğerinin dişinin kovuğuna bile girmez kimi zaman...


Herkes kendi çektiğini bilir. Marifet çekilenden ne aldığındır. Her zaman bir şey alman da gerekmez. Yaşaman gereken ne ise onu yaşarsın. Yaşamdan çaldığın rol seni bağlar. Kimi zaman ezen, kimi zaman da ezilen olursun.


Bedri Rahmi Usta'nın dediği gibi MARİFET HEP GÜZEL KOKMAKTA, ÜSTELİK BUNU PARFÜM SÜRMEDEN DE YAPABİLMEKTE.....

27 Mart 2012 Salı

MATRUŞKA




Matruşka bebekler insanlar gibidir. Hazinelerini içlerinde saklarlar.


Çocukken tanışıp oyuncak mı, biblo mu olduğunu hala anlayamadığım bu bebekler çok ilginç gelir bana. Daha önce hiç görmeyenler için sürprizini içinde barındırırlar da ondan. 



İNSANLARIN İÇLERİNDE SAKLADIKLARI HAZİNELERİ Mİ YOKSA GERÇEKLERİ Mİ?


Sizin içinizde barındırdığınız bir başka yüzünüz yok mu? 


Bu iyi yüzünüz mü, kötü yüzünüz mü bilemem ama. Bildiğim birşey var ki, bir sen daha var senden içeri....


Bu sen, seni ele geçirir kimi zaman. Dolayısıyla hiç yanlız kalabilmek yok. Tek başına olduğunda bile içindeki sen yanlız bırakmaz seni. 


İç sesin konuşur, tartışır, uyarır, eleştirir, azarlar, kandırır seni. Bu olağanüstü kontrol mekanizmasına  vicdan da denebilir. Ama ben buna gerçek demek istiyorum. Aslolan gerçektir...


NOT: Hep gerçek de zararlı olabilir kimi zaman.Yanına gerektiğinde küçük yalanlar katılmalı ki hayat çekilir olsun. Zarar yerine yarar verecek türden yalanlar...






19 Mart 2012 Pazartesi

Pozitif Düşünce De Kazanır

Geçen Pazartesinden beri yazmaya ara vermek zorunda kaldım. Ailemden birinin ani rahatsızlığı ve rahatsızlığının ciddi oluşu buna sebep oldu. Hayata dair deneyimlerime bir yenisini daha bu şekilde eklemek tatsız. 


Yaşamımız değerlerimizi gözden geçirmemiz için bu gibi traklar koyuyor maalesef. İyi ki koyuyor belki de. Anlamak ve olgunlaşmak için. Her şeyde bir hayır vardır bu yüzden önemli bir söz belki de. Görmek ve pozisyon almak için.


Bu süreç davranışlarımın ve ertelemelerimin üzerinde durmam gerektiğini hatırlattı diyebilirim. Sabıra sarılmak ve ne olursa olsun pozitif düşünmek tek ilkem. Bir de insan biriktirmenin geri dönüşümünü görmek mükemmel. 


Aile olarak sıkıntımızı tam olarak atlatmadık ama birbirimizin yanında olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Birlikten kuvvet doğar sözünü bu yüzden çok seviyorum. Başaracağız inşallah....


Yeni paylaşımlarda buluşmak dileğiyle.....

7 Mart 2012 Çarşamba

KADINA DAİR



Bugün Dünya Kadınlar Günü. Ben yaşadığım topraklarda gün geçtikçe artan kadına şiddet durumunun değişmesini çok istiyorum. 8 yaşında bir kızım var. Onun geleceği için  bu konuda endişe duymak istemiyorum. 


Cinsiyetlendirmediğimiz Tanrı'nın  içten içe erkek olduğunu hanginiz düşünmez ki? Güçlü olan ve yöneten hep erkek ve bunu kabullenen kadın. 


Tarihsel süreç ile ele alırsak; geriye gidip kadın erkek arasındaki bu ayrışımın ne zaman başladığını düşünmenizi istiyorum. 
Tespitim şu:
Göçebe yaşayan Türklerde kadının yeri şimdikinden farklıydı.  Kadın obasının veya yörüğünün başı olan erkeğiyle birlikte en önde yer alır ve savaşırdı.  Çünkü toprak sahibi olmayan erkek kadınla eşit şartlardaydı.  Ne zaman ki yerleşik düzene geçilip toprak ağalığı başladı, herşey değişti.



Toprağın sahibi herşeyin sahibiydi artık. Kadın- Erkek arasındaki eşitsizlik bu hiyerarşik düzenle başladı. Gücü olduğuna inanan erkek, kadını o zaman arkasına itti. Ve hala da itmekte. Bunun eğitimle, sosyal statüyle, yaşanmışlıklarla, yöresellikle veya kültürle bir ilgisi yok.



Neden kadınların  sözle, dayakla, tehtitle, tacizle, baskıyla şiddete maruz kaldığı ile ilgili düşündüğümde ulaştığım ilk sebep, benlik ve sorumluluk duygusuyla baskı altında tutulmuş erkeklerin, yaşadığı her  gerilimden hıncını alma aracının kadın olduğudur.  Dolaylı olarak da çocuklardır.  


Şiddet gösteren erkeklerin de birer kadın tarafından büyütüldüğünü düşününce de kızmamak elde değil. Erkek çocuk annelerine burada daha çok iş düşüyor. Toplum içinde erkeğe biçilen rolün, ta başlangıçta annesi tarafından yerleştirildiğini unutmamak lazım. Her ne hikmetse 2.plana atılan kadınlar, doğurdukları erkek evlatların da başka kadınları ezmesine zemin hazırlıyorlar..


Ne zaman kadınlar aydın olur? Kendi mutsuzluklarının temize çekildiği erkek çocuklarını yetiştirmeyi bıraktıklarında..  Kum torbası veya stres giderme aracı olarak görülen kadınların neredeyse kadın oldukları için özür dilemek zorunda bırakıldığı bir dünya istemiyorum...



Bugün canım babamla kadınlar konusunu konuştuk. Kadınlar için yapılan yeni yasa değişikliklerine geldik. Ve tanıdığım erkekler içinde tek geçtiğim bu adam dedi ki:" Yasaların tümünü istersen kadınlar leyine değiştir, insanların kafalarını değiştirmediğin sürece faydasız...??!!!


Gelelim çözüm önerilerime; akıllı kadınlar birbirini bulur, çeker diye düşünüyorum.Yaşalmanın bana öğrettiği şeylerden biri de bu. Daha gençken ise farklı düşünürdüm. Ben hep erkek arkadaşlarımla daha iyi iletişim kuruyorum, kızlardan zarar görüyorum derdim. Kadınların birbirlerini çekememe durumu var tabii. Ama hayat deneyimleri artan kadınlar, yani erkekleri anlayıp kavrayan onlarla sorunlarını halleden kadınlar, çekememe durumunu bir tarafa bırakıp ortak sıkıntılarından aldıkları deneyimlerle biraraya gelir.



Bütün kadınlara şunu öğütlemek istiyorum. Her zaman birlikten kuvvet doğar. Yalnız hissetmemeli. Çemberinize katacağınız kadın dostlar sürekli sıkıntılarından bahseden,onu bunu suçlayan kadınlar olmazsa, hayat daha da güzelleşir. Tabii ki dertler de paylaşılacak fakat, sadece oturup ağlaşmak için değil. Çözüm bulabilecek paylaşımlar gerekli. Zaman kaybetmeden hem de. Sizi aşağıya çekecekleri değil, yükseltecekleri yanınızda tutun derim....


KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.....

6 Mart 2012 Salı

DİLEK


Hayatın her köşesine sabır gönderiyorum
Demli olsun çaylar, köpüklü olsun kahveler 
Sindire sindire tadılsın her şey diye.

Hayatın her köşesine sabır gönderiyorum
Hastalar acısını rahat çeksin 
Kaybedenler kolay alışsın diye.

Hayatın tam içine sabır gönderiyorum
Acıların da bir tadı olduğu anlaşılsın 
Öğrenilecek daha çok şey var 
Bırakmayın diye......

1 Mart 2012 Perşembe

Aydın Olmanın Okumakla Bir İlgisi Yok


Benim adım Şukasim. Tek çocuğum var Beyim. Çok çocuk yapıp rezil olmak istemedim. Çocuk edinmişsin, rezil olmuşsun ne yazar. 8 kardeştik, 5 'ten sonra okuyamadım. Biz çok rezil olduk Beyim. Hep rezil olduk. Okulda, asker ocağında, belediyede, hastahanede.

Bir tarlam var. Ekinimin benden yana olduğu yıllarda bile az kazandım, gerisini varın siz düşünün. Baba mesleğidir çiftçilik. Başka türlüsünü bilmem Beyim.

Şimdi kızımın hastalığı için buradayız. Af buyrun siz de hasta mısınız Beyim? Geçmiş olsun, Allah sağlık versin. Ha evet kızımın şimdi adını söyleyemediğim bir hastalığı var. Bizim hanım, kızar bana bazı bazı. Bir çocuğumuz daha olsa eyiydi deyi. Ama Beyim dedim ya rezil olmak istemedim ben.

Babam defter alamadığı yıllarda, kardeşlerimle bir önceki senenin defterindeki yazıları silip yeni defter yapardık. Kızımın da eski defterle rezil olmasını istemedimdi.

Benim kızım bir tanedir Beyim. Af buyrun sizin çocuk? Haa olsun canınız sağ olsun. Devlet büyüklerimiz de sağolsun, bizim köye sağlık ocağı kurdular. Oradaki doktor dediydi, kızımın acilen büyük şehre gelmesi gerekirmiş. O yüzden buradayız Beyim. Bekliyoz bakalım ne zaman sıra gelirse göstereceğiz Enda'yı. Evet Enda kızımın adı  Beyim. Ben kahvehanedeki televizyonda gördümdü. 16 yaşlarımdaydım.Bir kovboy filmi vardı. Hiç bitmesin istedimdi. Orada gördümdü film bitince END yazıverdiydi. Bizim okulun öğretmenine sordum. End demek son demekmiş. İşte o zaman karar verdimdi. Oğlum da olsa kızımda olsa adını ENDA koyacaktım Beyim. Gelen bebeğim son versin diye bu kadere. Sonradan nüfus müdürlüğündeki abi dediydi. Enda yüce, yüksek demekmiş. O zaman daha da sevindimdi. Yüksek yüksek okullara gitsin dedim kızım için...İyileşince gider değil mi Beyim?.....


ÇÜRÜK




İnsanların elleri gözleri kalpleri kokuyor 
açlıktan nefesleri kokuyor 
çürüyen dişleri derileri beyinleri kokuyor 
duyguları düşünceleri sesleri sözleri kokuyor 
yazdıkları okudukları kokuyor 
çürüdükçe kokuyor 
kitaplar dergiler afişler mektuplar kokuyor 
dostluklar aşklar arkadaşlıklar kokuyor 
havalandırılmamış odalar kokuyor 
havalandırılmış odalar kokuyor 
sofalar evler apartmanlar kokuyor 
mahalleler şehirler memleketler kıtalar kokuyor 
çürüdükçe kokuyor 
duymuyor musunuz kokuyor 
kokuyor kokuyor kokuyor kokuyor
MELİH CEVDET ANDAY

24 Şubat 2012 Cuma

Tamam yavrum meteliğimiz yok ama, yağmurumuz var.....

"Biz de bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını" diyor Yılmaz Güney.. Bilip, karanfil parası olup da aç olmayanlar, size sesleniyorum. Siz en son neyinizden feragat edip, sevdicekleriniz için birşey yaptınız? 


Zamanın gücüne yenilmedik mi hepimiz. Tarihi geriye sökmek mümkün mü? Bu örgü mü söküp yeniden öreceksin? Dur, bir ters iki yüz değil de haroşa yapalım demek mümkün mü hayat konusunda? 


Hadi bir gün olsun kırık kimlik ol. Yarın, hayır şimdi sevdiklerin için bir sürpriz yap.


Akıl üret, yanına sevgini de koy. Çünkü mutlu olmanın koşulu, üretirken yanına sevgiyi koymaktan geçer. Hiç zor değil göreceksin. Haydeeeee....